Hastalık İyi mi Kötü mü Bakış Açısı

Yazık ki Hasta, Şükür ki Hasta İkilemesi

 

İnsanoğlu yaşamı boyunca kısa veya uzun süreli, çareli veya çaresiz bir şekilde hasta olmaktadır. Bu tamamen insanın doğası gereği olan, olmaya devam edecek bir olgudur. Hastalık konusu birçok bilim dalını ilgilendiren, dini açıdan da önemli yer teşkil eden bir olgudur.

 

Hastalıkta kimine zarar, kimine yarar sağlar. Mesela Hastalık, hasta olana ve çevresini üzer, ah vah dedirtir ama özel bir hastane, eczane, ilaç şirketleri için müthiş bir sermaye, kazanç kapısıdır. Çoğu ilaç firmasının veya hastanenin yeter ki insanlar hasta olmasın bir firmaya kepenk çekelim diyebileceğini sanmıyorum. Böyle olsaydı o ilaçlar, muayeneler ücretsiz veya çok düşük ücretli olurdu. Ya da bazı ilaçların insanın doğasına aykırı kimyasallar ile insanları zombiye dönüştürmek yerine bitkisel ilaçlar ile insanca iyileştirme yoluna giderlerdi. Kanser vakalarının artması emin olun bir çok ilaç firması için müthiş bir kazanç kaynağıdır. Emin olun çoğu kansere çözüm bulunmasından oldukça endişelidir. Çünkü milyarlar kazanan fabrikanın kapanmasına yol açabilir.

 

İyilik ve kötülük kavramlarından bahsediyoruz. Olaya bakış açısından, kötü diye düşünmeden iyilik üzerinden düşünülmesi ve bu tutum ile haraket edilmesinden bahsettik. Elbette ticari düşünüldüğünde hastalık kötü olabilir, dış güçlerin ve siyasetin bir parçası olabilir fakat olan maalesef olmuş ise iyi niyetli düşünerek çözüm aranmalıdır. Hastalık konusunda da her ne kadar bazılarınız kabul etmese de aslında hastalık çoğu zaman iyi bir şeydir. Sadece bakış açısına bağlı bir durumdur.  Dini açıdan ibadet, bilimsel olarak yeni bir buluş, bir çözüm, insani olarak insanı olgunlaştıran bir etmendir.

Hastalık elbette düz mantık düşünüldüğünde kötü hatta çok kötü bir olgudur. Öyle ki insana acı veren, hayattan zevk almamasına yola açan kötü bir süreç olarak düşünülebilir. Fakat hastalığı hastalık yapanda çoğu zaman insanoğludur ve insanın kendisidir. İnsanlar son yıllarda sanki grip olurmuşçasına kanser oluyor. Bunun artışının nedeni nedir?  Öyle ki kimyasallar ile büyüyen, yediği besinlere dikkat etmeyen insanoğlunun, vücudunun verdiği güzel bir cevaptır hastalık. Her şeyi dış güçlere, politikalara bağlamamak gerekir. Hiçbir politika size zorla plastik bardakta çay için, kızartma yağını aylarca kullanın, hazır yemekleri bol bol yemelisiniz demez. Bunu siz yaparsınız. Basit bir hasta olduğunuzda bol bol kimyasal ilaç içmenizde gerekmez. Maalesef ülkemizde doktor ne derse harfiyen yapacağım mantığından ve doktorların maalesef bir grip vakasında üç paket ilaç verip göndermesinden dolayı insanlar bu haldedir.  Hâlbuki doktor ilacı verecekse vereceğine yanına ıhlamur iç, bol bol c vitamini al deyip ilacı arka plana atabilmesi gerekir. Yapanlar elbet var fakat sayıları oldukça az. O halde nedeni yine insan değil midir?

 

Madem hastalığın nedeni sizsiniz hastalık sürecini iyi değerlendirerek, iyi algılayarak, hastalıktan ders almak, pozitif düşünmek ve bir Müslüman için bunun bir ibadet olduğunu bilmek ve ona göre hareket etmek gereğini bilmeniz gerekir.

 

Tıbbi araştırmalar gösteriyor kişi birçok kişi pozitif düşünerek kanser gibi tedavisi çok zor olan hastalıkları kısa sürede atlatabilmektedir. O halde hastalık gibi kötü gözüken olayı yenmenin nedeni veya en büyük destekçisi iyi düşünmek olduğu unutulmamalıdır. Yani kötülük varsa bile kötülüğü iyiliğe çevirmek yine iyilikten geçmektedir.

 

Bu makalede hastalığı bazı yerlerde dini yönden ele alacağız. Öyle ki dini reddeden veya buna inanmayan kişiler elbette çıkacaktır. Saygı duyarız.

 

Bir insan bir sperm ile bir yumurtadan meydana gelir. İşte bu birleşmeden sonraki her evrede hasta olma potansiyelli bir canlı haline gelir. Öyle ki günümüzde anne karnında bir ceninken birçok hastalığa yakalanan bebekler doğmaktadır. Anne karnında ölümler, eksik azalı doğumlar gibi birçok örnek verilebilir. Hatta ve hatta bazı hastalıkların genetik olduğu yani anne veya babadan çocuğa geçtiği gerçeği düşünüldüğünde daha sperm ve yumurtanın birleştiği anda hastalıklı doğar insan.  Ortada böyle bir gerçek varken hastalığa bu kadar kötü bakmanın,  hasta olan kişiyi aciz görmenin duygusal yaklaşarak panik yapmanın ve hayatı mahvetmenin bir anlamı da yoktur. Öyle ki hastalık ile yaşamayı öğrenmeli, sonuçlarını hesap etmeli fakat sonuçları ile yaşanmamalıdır.

 

Bazı hastalıkların insana birçok fayda sağladığı apaçık bir bilimsel gerçektir. Mesela çocukken geçirilen birçok hastalık sürecinde vücut bu hastalıklara antikor üretir ve bu hastalık çoğu zaman bir daha tekrarlanmamak üzere o vücutta sonlanır. Bu tarz hastalıklar insana direnç sağlar, her ne kadar acı geçse de, ilerisi yani yaşam boyu düşünüldüğünde aslında ne kadar faydalı olduğu apaçık görülür. O halde üzülmek mi gerekir, sevinmek mi tekrar düşünülmelidir.

 

Bazı hastalıklar vardır ki insanı ölüme götürür. Örneğin günümüzde en çok karşılaşılan kanser hastalığı sonucu yüksek ihtimal ölüm ile sonuçlanan bir hastalıktır. Bu nokta da düz mantık bakıldığında başlangıcı, süreci ve sonu kötüdür. Fakat vücuda kanseri yapan nedir? Elbette takdiri ilahi ve insanoğlunun kendisidir. Mesela sigara içen birinin akciğer kanseri olma ihtimali çok yüksek iken, belirli yaşta akciğer kanseri teşhisi konulduğunda buna üzülmek, haykırmak ne kadar doğrudur. Sonuçta bu olay sonucu belli olan bir şeyi bile bile yapmaktır. Yani kendi kendine hasta olmak olayıdır.

Elbette bazı hastalıklar vardır ki insanın elinde değildir. Hatta bazısı doğuştan gelir, bazısı genetiktir. Bu hastalıkları da dini açıdan düşünemeseniz bile bazen iyi niyetle düşünmek gerekir. Buna en iyi örneği bir hikâye ile anlatmak istiyorum. Bu hikâye farklı yönlere çekilerek uyarlanabilir.

 

Bir ailenin iki çocuğu var. Biri lenf kanseri ve kendine çok ama çok dikkat etmesi gerekiyor, diğeri ise sağlığı normal bir çocuk. Lenf kanseri olan çocuğa annesi ve babası çiçek gibi bakıyor. Hep yanındalar ve onunla sürekli ilgileniyorlar. Kardeşi de haylaz m haylaz, kıskanç, kavgacı biri. Şimdi olayı çok duygusala bağlamadan ve uzatmadan düşünelim. Lenf kanseri olan çocuk haylaz, kötü biri olacağına, topluma zarar vereceğine bu kanser ile yaşayıp sürekli anne ve babası ile kaliteli vakitler geçirip yaşaması daha iyi değil midir? Hastalıktan ettiği kazancı düşüne biliyor musunuz? Herkes onuna ilgileniyor, her istediği yapılıyor, yanından kimse ayrılmıyor, tam bir sevgi yumağına dönüşmüş. Hastalığı var ama onu o sevgi ile unutuyor. Diğeri herkese zarar veriyor, geçimsiz, sevgi eksikliği var ve ruhen çökmüş durumda. O halde burada kim kazançlı diye düşünelim.

 

Bir düşünün, ya da bundan sonra bir gözlemleyin. İnsanlar hasta olduklarında normalde görmediği tüm ilgiyi üzerine çekerler. En basiti bir grip olduğunuzda annenizin, babanızın, eşinizin, arkadaşınızın sizinle olan ilgisinin nasıl olumlu yönde değiştiğini gözlemleyin. Normalde samimi olmadığınız birinin siz hasta olduğunuzda sizinle nasıl ilgilendiğini görün. İnsanoğlu her ne kadar kötü olursa olsun, içinde bir yerde merhamet duygusunu her zaman saklar. Çünkü onun yaradılışında vardır. Çoğu zaman ölüm, doğum, hastalık gibi konularda bu merhamet duygusu dışarı çıkar.  İşte hastalık, insanları birbirine bağlayıcı, merhamet ve sevgi duygusunu ön plana çıkaran bir durumdur.

 

Dini açıdan düşünüldüğünde ise hastalık eğer bilincinde olunursa büyük bir ibadettir ve tabiri caiz ise sevap makinesidir. Hastalığın her sürecinde bunun Allah tarafından geldiği bilinmeli, ona göre şükretmeli, ona göre davranmalı ve bunu bir ibadet gibi görerek hastalık süreci atlatılmalıdır. Öyle ki hastalık süreci bütünüyle bir ibadettir. Bunu ibadet olarak görmek manevi anlamda kişiyi rahatlatır, bu süreci verimli geçirmeye teşvik eder, acılarını dindirir ve iyileşme sürecini hızlandırır. Dini açıdan bakıldığında hastalık bir sevap makinesidir ve inançlı bir Müslüman ya da yakınları buna ne kadar acı çekse de, üzülse de, tekrarını istemese de belirli noktalarda sevinir.

 

Öyle ki peygamber efendimiz elinize batan bir dikenin bile günahlarımızı affetmemiz için bir sebep olduğunu apaçık belirtmiştir. O halde bir gribin, bir bronşitin, daha da ileri gidersek bir kanserin bir insana ahirette ne kadar fayda sağlayacağını düşünmek gerekir. O halde bizim üzülerek baktığımız, yıllarca acı çeken, hastalıklar içinde ömrünü tamamlayan ve ölen insanlara mı acımalıyız, yoksa kendimize mi ? Bu noktada elbette üzülmeli, çare aramalı, acılar çekilmeli. Fakat hiçbir zaman sitem etmemeli, hayata küsmemeli, bunun bir sınav ve ibadet olduğu unutulmamalıdır.

 

Mesela kayalar üstünde namaz kılan bir adam görsek, çoğumuzun yapacağı ilk iş fotoğrafını çekmek ve paylaşmak olur. Çünkü müthiş bir ibadet şeklidir değil mi? İşte hastalıkta böyledir. Sevap kazanmak bazen kolay değildir. Öyle ki kesin bir şekilde size 5 yıl işkence yapacağız fakat sonsuz cenneti vaad ediyoruz denseydi, herkes bu süreyi kabul eder ve o acıyı çekerdi. Buna en güzel örnek bir insanın yıllar sonraki hayatı için sürekli okuması ve çile çekmesini veya 65 yaşında emekli olunca bir evim olsun diye 30lu yaşlarda soğan ekmek yemesini verebiliriz.

 

Rabbimiz Firavuna hiçbir hastalık vermemiş. Öyle ki başı bile ağrımamıştır. Bu söze tepkiniz olabilir ama elin gavuru hasta olmuyorsa nedeni budur J İsrail’de hiç hastalık olmamasının nedeni İsrail’in kimyasal kullanmamasından mı geliyor hayır. Yada kısmen evet ama netice olarak hayır. Siz gazetelerde göklere çıkarılan, onlara hiçbirşey olmaz denilen İsrail’e bakmayın. Onlar elbet hasta olmaz, elbet acı çekmezler, çünkü hastalık kötüye bulaşmaz. Atalarımızın dediği gibi kötüye bir şey olmaz.

 

 

 

Yazar: Şaban GÜL

Amacımız herkese yardımcı olabilmek. Haritacılık ile sınırlı kalmayıp birçok sektöre girmeye RAMAK kaldı :)

2 thoughts on “Hastalık İyi mi Kötü mü Bakış Açısı

    Evin

    (16 Şubat 2018 - 16:02)

    aynen ne kadar güzel düşünüyor sunuz .Hayata bakış açınız ne kadar etkiler Bilmem ama inşallah bunu okuyup fikri değişen insanlar olur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.